28 Ağustos 2011 Pazar

Coleslaw Salatası - Beyazlahana ile


Coleslaw Salatası
Malzemesi:
1/2 beyaz lahana
2 adet elma
2 yemek kaşığı mayonez
4 yemek kaşığı yoğurt
1 tatlı kaşığı tuz
1 kahve kaşığı beyaz biber
2 yemek kaşığı zeytinyağı
1/2 limon suyu

Hazırlanışı:
Beyaz lahananın yapraklarını ayıklayıp yıkayın. Çok ince şekilde doğrayın. Elmaların kabuklarını soyup rendeleyin. Karıştırma kabına yoğurt, mayonez, zeytinyağı, limon suyu, tuz ve baharat katarak çırpma teli ile karıştırın. Doğranan lahana ve rendelenmiş elmaları da ekleyerek hepsini yeniden karıştırın. Servis kabına alıp servis edin.

KELEM GERÇEKTEN ZAYIFLATIR MI?

LAHANA GERÇEKTEN ZAYIFLATIR MI?

Sağlıkta da bazen modalar, trendler olur. Lahana modasıda bunlardan biri.

Bir ara Amerika’da "lahana çorbası diyeti" diye saçma sapan bir diyet vardı. O çoktan unutuldu ve moda diyetler çöplüğündeki yerini aldı. Kimi lahananın zayıflattığını, kimi selülitleri azalttığını söylüyor. Hamileliği kolaylaştırdığını yazanları bile okudum! Oysa lahananın ne tozu ne de suyunun kilo kaybı yapabileceğini gösteren tek bir bilimsel kanıt, hatta çalışma bile yok! Yani lahananın tozu veya suyu zayıflatmıyor ama böyle giderse bitkisel ürünlerle sağlık kazanma işinin yakında suyu çıkacak!

SEBZE Mİ İLAÇ MI

Söylenenler ya da yazılanlara bakarsanız (eğer kilo yönetimini ve beslenme bilimini işin uzmanlarına değil de başkalarına bırakacak olursanız) lahananın zayıflattığına inanmanız işten bile değildir. Eğer bu müthiş uzmanlara inanıp güvenirseniz lahananın tozu ya da suyu ile zayıflarken kulak çınlamanız, prostat büyümeniz, uyku apneniz, migreniniz, hatta tansiyon yüksekliğinizden de kurtulabilirsiniz. İpin ucunu biraz daha kaçırır, bilimi bir kenara bırakıp bu işe çok fazla dalarsanız lahana suyu içerek selülitlerinizi iyileştirmeniz, vajinal akıntınıza çare üretmeniz, hatta hamile kalmanız bile mümkün olabiliyor(muş)! Oysa bilim insanları çok iyi biliyorlar ki lahananın içinde bulunan belli kimyasallardan özellikle sulforafan ve benzerlerinin bir miktar kanser koruyucu etkileri var, hepsi bu kadar!

YAPRAKLARIN BÜYÜKLÜĞÜ BİLE ÖNEMLİYMİŞ

Bir okuyucumun gönderdiği e-postada yazanlara bakılırsa "iri yapraklı lahanaları kaynatır, kaynama suyuna bir de maydanoz yaprakları ekleyip suyunu içerseniz, kolayca kilo veriyorsunuz ama sakın şu iki hatayı yapmamalısınız". Lahanaların yaprakları illa ki iri olacak (küçük yapraklıları nedense işe yaramıyor) ama maydanozlar mutlaka küçük yapraklı kalacak! Maydanozun da iri yapraklıları makbul değilmiş...

Lahana furyası ortalığı sarınca bazı ithalatçılar ve yerli üreticiler de fırsatı kaçırmadı, aktar ve eczane raflarını lahana kapsülleriyle doldurdular. Birkaç gün önce uğradığım bir doğal ürün satıcısının raflarında üç ayrı markanın, içine lahana tozu doldurulmuş kapsülleri satılıyordu.

AMAN DİKKAT!

Bitkilerin sağlığı güçlendiren doğal kimyasallar ile dolu olduğuna en çok inanan doktorlardan biriyim. Ama bu inancım hiçbir zaman "tiroit için dereotu, Alzheimer için havuç suyu, meme rahim kanseri için aslanpençesi ya da iltihaplı romatizma için davul tozu" noktasına varmadı! Ne "glokomun domates suyuyla ne polikistik over gibi ciddi bir sorunun soğan kürüyle" tedavi edilebileceğine inanmayı da hiçbir zaman düşünmedim. Sizin de böyle düşünmenizi tavsiye ederim. Haşimoto hipotiroidili insanları dereotu mucizeleriyle, polikistik overli genç kızları soğan suyu safsatalarıyla, prolaktin yüksekliğini maydanoz haşlamalarıyla tedavi etmeye kalkmak dünyanın hiçbir ülkesinde affedilebilir bir tıbbi önerme değildir. Size bitkisel mucizelerden ve mucize iksirlerden bahsedildiğinde yalnız gözlerinizi değil, kulaklarınızı da dört açın ve bu önermelerin arkasında ne gibi beklentiler yattığını iyi anlamaya çalışın.

Lahana suyuna değil maydanoz yaprağı, daha onlarca bitkinin yaprağını, kökünü, gövdesini de ekleseniz kilo sorununuzu yediklerinizi azaltmadan, aktivitenizi çoğaltmadan ve altta yatan sağlık sorunlarını halletmeden çözemezsiniz. Doğal mucizelerle doğal olmayan bir şekilde hastalanmak istemiyorsanız çok dikkat edin. Kahramanmaraşlı dondurmacı rahmetli şişman Ahmet ustayı da bu doğal mucizelerle kaybettik.

Hava durumu kan basıncını etkiler mi

Kan basıncı, kanın damar duvarına uyguladığı itici güçtür. Kalp tarafından pompalanan kan arterler (atardamarlar) aracılığıyla kanı dokulara taşır. Normal kan basıncı, 120-80 mm Hg’dan düşüktür. Prehipertansiyon (gizli tansiyon) 120-139/80-89 mmHg arasıdır. Birinci basamak hipertansiyon (yüksek tansiyon) 140-159/90-99 mm Hg ve ikinci basamak hipertansiyon 160-100 mm Hg’nın üzeridir.

Hipertansiyon sıklıkla hiçbir belirti vermez. Ancak çok ani ve belirgin yükselmelerde, baş ağrısı, yorgunluk, bilinç bulanıklığı, görme bozukluğu, göğüs ağrısı, nefes almada zorluk, aritmi (kalp atımlarında düzensizlik), idrarda kan gibi belirti ve bulgulara yol açabilir.

Hipertansiyonun nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte kilo fazlalığı, hareketsizlik, stres, aşırı alkol tüketimi, bazı iç salgı bezi ve böbrek hastalıkları, yaşlılık ve kalıtımsal nedenlerle tetiklenir.

Mevsim ve hava koşullarındaki değişiklikler de tansiyonu etkiler. Havanın soğuk olduğu sonbahar ve kış dönemlerinde, sıcaklıktaki düşüşlerin "vazokonstriksiyon"a (damar çeperinde daralma) yol açması tansiyonu yükseltebilir. Ayrıca soğuk mevsimlerde beslenme alışkanlıklarındaki değişim nedeniyle kilo artışı olması ve hareketin azalması da etkenler arasında yer alır.

Sonbaharı tamamlayıp kışa girmekte olduğumuz şu günlerde hipertansiyon nedeniyle tedavisi sürenlerin kontrollerini yenilemelerini öneririz. Genel olarak, sağlığını korumaya, nitelikli ve verimli yaşamaya özen gösteren herkesin beslenme düzenini, fiziksel aktivite planını yeniden değerlendirmesinin tam zamanıdır.

BEYAZ LAHANANIN FAYDALARI ŞİMDİLİK

İbrahim SARAÇOĞLU Beyaz Lahana Kürü

Lahana, brokoliden sonra üzerinde en çok araştırma ve çalışma yaptığım sebzeler arasındadır. İnsan vücudunun değişik organlarında ve yağ dokusunda ve de hücre zarında (membran) biriken toksinleri (zehirli kimyasallar) en iyi atan beyaz lahana kürüdür. Toksinleri, yani zehirli maddeleri en çok depolama kapasitesine sahip üç organımız sırasıyla karaciğer, böbrek ve akciğerlerdir. Genel olarak toksinler yağda çözünen ve suda çözünmeyen zehirli ve protein yapılı maddelerdir. Toksinler yağda çözünme özelliği gösterdiklerinden, vücudumuzun yağ dokusunda depolanırlar. Eğer suda çözünme özellikleri olsa idi, böbrek üzerinden idrar yoluyla veya terleme yoluyla vücudumuzda depolanmadan atılmaları çok kolay olabilecekti. İşte beyaz lahanadaki bazı etkin maddeler vücudumuzdaki biyotransformasyon mekanizmasını aktive ederek (uyararak) toksinlere (zehirli maddelere) suda çözünme özelliğini kazandırmaktadırlar. Suda çözünme özelliği kazanan toksinler, terleme yoluyla veya böbreklerimiz üzerinden idrar yoluyla veya safra kesesi yoluyla da bağırsak sistemi- miz üzerinden dışkıyla dışarı atılırlar. Biyotransformasyon ne demektir? Biyotransfor masyon, yağda çözünen yabancı maddelere suda çözünme özelliğini kazandırmak demektir.

Beyaz lahana en iyi toksin atıcıdır (detoxification = detoksifikasyon). Toksin atıcı olması bir başka ifade tarzıyla, vücudu arındırmak anlamına gelir. Yeri gelmişken hemen belirtmekte fayda görüyorum, toksin atmak ile antioksidan özellikler birbirlerinden tamamen farklı şeylerdir. Vücuda alınan zehirli kimyasalların (toksin) veya birikmiş zehirli kimyasalların uzaklaştırılmasında beyaz lahana kürü ideal bir toksin atıcıdır. Bu toksinlerin kaynağı nedir şeklinde bir soru sorulduğu zaman cevabı oldukça basittir. Tükettiğimiz sebze ve meyveler zirai ilaç içermektedir. Tükettiğimiz et veya süt gibi maddeler ağır metaller içermektedir. Soluduğumuz hava, araçların egsoz gazlarında bulunan zehirli gazları içermektedir. Yaşadığımız çevrede bulunan fabrika bacalarından solunum yoluyla aldığımız toksinlerdir. Tüm bu zehirli maddeler zamanla vücudumuzda birikmekte ve organlarımıza zarar verebilmektedir. İşte, beyaz lahana kürü bu zehirli maddelerin vücudumuzdan atılmalarında önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle, beyaz lahana toksin atıcıdır veya arındırıcıdır diyoruz. Vücudumuzda oluşan biyokimyasal reaksiyonlar esnasında serbest radikal adı verilen çok hızlı reaksiyona girerek özellikle hücre zarına veya hücre içindeki DNA ya zarar veren (mutasyon) maddeler oluşmaktadır. İşte, hücreye zarar verebilen bu serbest radikallerin, zararsız hale getirilmesinde etkin rol oynayan maddelere antioksidan madde veya kısaca antioksidan denir.

Yeri gelmişken hemen hatırlatmakta fayda görüyorum, taze beyaz üzüm bilinen tüm meyveler ve sebzeler içerisinde hiç biri ile mukayese edilemiyecek kadar güçlü antioksidan özelliklidir. Unutmayınız, her sebze ve her meyvede bir kaç değişik antioksidan madde bulunmaktadır. Ancak, taze beyaz üzüm ile bu konuda hiç bir meyve veya sebze boy ölçüşemez. Eğer, taze beyaz üzümün bu antioksidan gücünden istifade etmek istiyorsanız, mevsiminde ve günde bir salkımdan (200-250 gram) fazlasını tüketmemek şartıyla maksimum antioksidan gücünden faydalana bilirsiniz.

Antioksidanlar üzerine bir çok spekülasyonlar yapılmaktadır. Eczanelerin vitrinleri bu tür ithal tabletler ile dolu... Unutmayınızki, vücudumuzun kendisi de çok güçlü doğal antioksidanlar üretmektedir. Vücudumuzun kendi ürettiği en güçlü antioksidanlardan bir tanesi frataxin’dir. Hekiminize danışmadan antioksidan tabletlerini kullanmayınız.

Kür 1: Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici
Beyaz lahananın toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici özelliğinden istifade edebilmek için, kaynamakta olan yarım litre suda 6-7 adet beyaz lahana yaprağı parçalamadan (tüm olarak), on dakika ağzı kapalı olarak hafif ateşte haşlanır, sabah ve akşam olmak üzere aç veya tok karına birer su bardağı içilir. Bu işleme toplam beş gün devam edilir. Beş gün uyguladıktan sonra üç gün ara verilir ve tekrar beş gün uygulanır. Böylece toplam on günlük kür tamamlanmış olur. Kısaca: 5x2U+3A

5 gün uygulama + 3 gün ara + 5 gün uygulama = Toplam 10 günlük kür

Toksin atıcı ve kolon kanserini önleyici bu on günlük kürü, bir yıl boyunca üç veya dört defa yapmak en doğrusudur. Bu kürü uygulamaya başladığınızın ikinci veya üçüncü gününden sonra vücudunuzun terlediğini ve özellikle de yüz kısmınızda yağlı yağlı terlediğinizi görürsünüz. Aynı zamanda dışkıda da belirgin şekilde yağ oranının artığı gözlenebilmektedir. Bu da yağla beraber toksinlerin atıldığını gösterir. Bu kürü uyguladığınız dönemlerde daha sık banyo veya duş yapmanız sizi hem daha çok rahatlatacak hem de deri gözenekleri açıldığından daha rahat toksinli-yağ atmanıza yardımcı olmuş olacaktır. Unutmayınız ki, toksin atan vücut kendini yeniler.

Not: Kesinlikle on günlük kür için ihtiyacınız olan miktarı tek bir defada hazırlamayınız. Her gün taze olarak hazırlamanız şarttır.

MESANA KANSERİNE KARŞI BROKOLİ VE LAHANA KÜRÜ

Prof.Dr. Erkan TOPUZ
Son araştırmalar brokoli, karnabahar ve lahananın mesane kanserini önlediğini gösteriyor. Bu üç sebzeyi çiğ olarak katı meyve sıkacağında geçirin. Karışımı kahvaltı ya da öğle yemeğinden sonra 1 bardak için.MESANA KANSERİNE  KARŞI BROKOLİ VE LAHANA KÜRÜ Mesane kanseri teşhisi kondu. Tümör 2 ay içinde tekrarladı. Uygulanan tedavi doğru mu?
31 yaşındayım. Sık idrara çıkma, idrar kaçırma, idrarda yanma gibi şikayetlerle doktora gittim. Doktor "Mesanede (idrar kesesi) yara var" dedi. Elektrikle yakma tedavisi uygulandı. Patoloji raporu mesane kanseri (skuamöz metaplazi) yönünde geldi. 2 ay önce şikayetlerim tekrarladığı için doktora gittim. Yine yakma tedavisi uygulanacağı söylendi. Tedavide doğru yolda mıyım?

CEVAP: Mesane kanseri boya, katran, lastik, deri, petrol, kimya, metal ve tekstil sanayi çalışanlarında sık görülür. İş yerinde kalman kimyasal maddeler solunum, sindirim ve deri yoluyla vücuda girerek uzun vadede mesane kanserine neden olabilir. Bir başka önemli neden sigaradır. Mesane tümörü sigara içenlerde içmeyenlere oranla 4 kat daha fazla görülür. Kronik (uzun süreli) mesane enfeksiyonları da mesanede tahrişe yol açarak kansere yol açabilir. İçtiğimiz suda arsenik miktarının fazla olması da mesane kanseri sebebidir. Tedavi, tümörün büyüklüğüne, evresine, yerine göre değişir. Erken evrede hastadaki lezyon ya yakılarak ya da ameliyatla çıkartılır. Tümör mesane katlarını tam olarak geçmemişse sistoskopi yapılarak hasta belli aralıklarla sıkı kontrole alınır. Tümör nüks ettiği için doktorunuz ikinci kez yakma tedavisi önermiş. Bu tedavinin ardından nüks riskini azaltmak için mesaneye Bcg aşısı ya da bazı sitostatikler (kemoterapi ilaçları) konulacaktır. Aşı tedavisi dediğimiz bu yöntem en az 6 ay uygulanacaktır. Tümör mesane katlarını geçerse ameliyat, radyoterapi ve kemoterapi gibi tedavi seçenekleri gündeme gelir.
İmmün sistemini güçlendirmek ve tümörün nüks riskini azaltmak için önerilerim şunlar:
■ Tedaviden sonra sıkı kontrolden geçin.
■ Sigara ve alkolden uzak durun.
■ Bol bol su için.
■ Günde 2 avuç işlenmemiş kabak çekirdeği tüketmeniz sık idrara çıkma, yanma gibi şikayetleri azaltabilir. Kabağı fırında pişirdikten sonra 1 kaşık bal ve cevizle tuketmek de faydalıdır.
■ Hem idrar söktürücü etkisi hem de demirden zengin olduğu için günde 1-2 demet maydanoz yiyin.
■ Mesane tümörlerinde selenyum ve E vitamini faydalıdır, bu iki desteği doktorunuza danışarak belli aralıklarla kullanabilirsiniz.
■ İdrar yolu enfeksiyonu için omega 3 ye bromelain (ananas hapı) da faydalıdır.
■ Asitli içeceklerden kaçının. Tatlı elma, ananas ve domates suyu için. Her gün 1-2 bardak ayran içmeyi ihmal etmeyin.
■ İmmün sisteminizi güçlendirmek için her gün taze çekilmiş çörek otu, dereotu tohumu, keten tohumu gibi desteklerden birini seçerek 1 çorba kaşığı tüketin.
■ Adaçayı, civanperçemi, mercanköşk, kuşburnu, rezene, zencefil ve papatya çayı için. Çayınıza şeker yerine tarçın ve limon kabuğu ekleyin.
■ 2008 yılının son ayında açıklanan bir çalışmaya göre, düzenli folik asit kullananlarda mesane kanseri daha az görülüyor. Doktorunuza danışarak folik asit kullanın.
■ 2008 Mart ayında dünyanın en önemli mecmuası Cancer Research dergisinde yayınlanan bir araştırmaya göre brokoli lahana ve karnabahar mesane kanserini önlüyor. Önce bu üç sebzeyi sirkeli suda bekletin. Daha sonra katı meyve sıkacağından geçirip karışımı kahvaltıdan ya da öğle yemeğinden sonra 1 bardak için.

Babam gırtlak kanseri. Ameliyat olması şart mı?
Babam 1 yıl önce gırtlak kanserine yakalandı. Lazer tedavisi gördü. Hastalık tekrarladığı için doktorlar ameliyatla gırtlağın alınmasını tavsiye ediyor. Siz ne önerirsiniz?

CEVAP : Gırtlak kanserlerinin yüzde 90'ı sigaraya bağlı oluşur. 20 yılın üzerinde sigara içenlerde gırtlak kanseri oranı çok yüksektir. Gırtlak tüberkülozu gibi kronik enfeksiyonların da bu hastalıkta rol oynadığı iddia ediliyor. Ayrıca gırtlaktaki poliplere çok dikkat etmek gerekir, erken devrede alınmazlarsa kansere çevirebilir. Ses kısıklığı en önemli belirtisidir. Uzun süreli sigara içenler, 1 aydan daha uzun süren ve antibiyotiğe yanıt vermeyen ses kısıklıklarında dikkatli olmalı.

Geçmeyen boğaz ağrısı, yutkunmakta zorluk, boyunda şişlik, öksürük hastalığın diğer belirtileridir. Erken devrede birinci tedavi seçimi ameliyattır. Gırtlağın önemli işlevlerinden biri, konuşma sesini meydana getirmesidir. Son yıllarda konuşmayı korumak amacıyla kısmi gırtlak çıkarılması teknikleri uygulanıyor. Ama ileri evre tümörlerde gırtlağın tamamen alınması ilk seçenektir. Gırtlağın tamamen alınması hastalara Yüksek oranda yaşam süresi sağlamasına rağmen konuşma sorunu ortaya çıkarır. Hastalar rahatça konuşabilir hale gelmesi için çeşitli cihazlar kullanılabilir. Fakat cihazla konuşma, el kullanmayı gerektirmesi ve monoton mekanik bir ses oluşturması nedeniyle hastaları rahatsız edebiliyor. Ve bazı hastalar ameliyat istemeyebiliyor. Eğer tümör uygun bir yerdeyse radyoterapi, ameliyata alternatif olabilir. Hastalık ilerlemişse kemoterapiye başlanır, daha sonra bu tedaviye cerrahi ya da radyoterapi eklenebilir. Gırtlak kanseri nüks ettiğinde yine ilk seçim cerrahidir. Fakat yüksek dozlarda radyoterapi alanlarda cerrahi girişim çok zordur. Bu nedenle kemoterapi yaklaşımı düşünülebilir. Gırtlak kanserinin uzak metastaz yapma riski düşüktür, en sevdiği yer akciğerdir. Fakat bu kişilerde sigaraya bağlı olarak akciğerde ikinci bir primer tümör ortaya çıkabilir.

Prof.Dr. Erkan TOPUZ

Lahana: B, C ve E vitaminleri ile potasyum, kalsiyum, kükürt, demir, bakır ve magnezyum gibi mineraller açısından zengin bir besin olan lahana, kanser hücrelerinin çoğalmasını engelleyen kimyasal bir madde içerir. Beyaz, kırmızı ve kara lahana gibi türleri vardır.

Lahananın Faydaları: Vücut direncini arttırır. Bağışıklık sistemini güçlendirir. Mikrop öldürücüdür. Başta meme, rahim ve bağırsak kanseri olmak üzere, kansere karşı çok iyi bir koruyucudur. Kansızlık çekenlere ve astımlılara faydalıdır. Öksürüğü keser, balgamı azaltır. Cinsel gücü ve isteği arttırır. İştah açıcıdır. İdrar söktürür ve kabızlığı giderir. Romatizma ve siyatik şikâyetlerini azaltır. Çiğ lahana ve lahana suyu başta mide ve bağırsak ülseri olmak üzere ülsere karşı koruyucu ve iyileştirmeye yardımcıdır. Kandaki şeker oranını azaltır. Ses kısıklığını ve göğüs ucundaki çatlakları giderir. Sarılık ve safra kesesi hastalıklarında faydalıdır.

Lahana Nasıl Kullanılır? Lahana genellikle yemeklerde kullanılmasının yanında çiğ olarak ve turşusu yapılarak da tüketilebilir. Ayrıca, sıkılıp lahana suyu çıkarılabilir. Lahana haşlamasının suyu nezle ve öksürüğe iyi gelir. Lahana tohumları kurt düşürücüdür. Yumurta akı ile karıştırılıp merhem haline getirildikten sonra yanıklara sürülürse faydası görülür. Lahana suyu cilde canlılık verir, sivilceli ciltlere de faydalıdır.


LAHANA YEMEKLERİ TARİHİ

lahana

lahana,  lahana yemekleri, lahana yemek tarifleri

Cömert tabiat ananın bizlere sunmuş olduğu gıdaların başında lahana da var ve tam bir vitamin deposu, doğal bir eczane olan bu sebze, insanların kendisini keşfetmesinden bu yana geliştirilen yüzlerce yeni türüyle mutfaklardaki önemini sürdürüyor.

İnsanların ateşi keşfedip onu kullanmasını öğreninceye kadar sadece doğada kendiliğinden yetişen sebze ve meyveleri toplayıp yiyerek hayatta kalmayı başardıklarını biliyoruz. ‘Toplayıcılık’ denen bu dönemden sonra insanlar sebze ve meyveye de müdahale etmeye, onları ekip biçmeye başlamış. Tarım dediğimiz bu faaliyetler sonucunda, insanlık tarihinde ‘tarım toplumu’ denilen yeni bir dönem ortaya çıkmış. İnsanlar tarım sayesinde her sebzenin neye iyi geldiğini kendi tecrübeleriyle öğrenmişler. Mesela soğuk bölgelere yerleştikleri için hastalıklar karşısında daha dayanıksız olan insanlar, lahananın hastalıklara karşı ne kadar etkin olduğunu hemen keşfetmişler.

Günümüzde hiç işlenmeye gerek kalmadan doğrudan tüketilebilen doğal gıdaların önemi bir kez daha anlaşılıyor. Teknolojinin gelişmesi, nüfusun hızla artması sonucunda dünyanın her yanında insanlar tek tip bir beslenme tarzı geliştirdiler. Bu, insanları tabiattaki çeşitlilikten uzaklaştırdı. Ayrıca, daha kısa bir sürede ve daha ucuza karın doyurmak isteyen insanlar, doğadaki kaynaklardan da uzaklaşmaya başladılar. Güzelim sebzeler, artık neredeyse sadece seralarda ve çoğu kez bir ‘aksesuar’ olarak yetiştiriliyor. Eskiden sadece kış mevsiminde çıkan ve dolayısıyla sadece kış mevsiminde pişirilen, bu nedenle de uzun bir süre özlemle beklenen kış yemeklerinin tarifleri de hatırlanmaz oldu.

lahana: SARAYIN GÖZDE YEMEĞİ


Birçok yöremizde ‘kelem’ de denilen lahana, unutulmadı ama kendisinden yeterince yararlandığımız da söylenemez. Yabani lahana ilk kez Akdeniz kıyılarından Kuzey Avrupa’ya kadar bir alanda görüldü. Onun ne kadar faydalı bir sebze olduğunu anlayan insanoğlu, yabani lahanadan 400 kadar yeni tür üretti. Doğu Roma ve Osmanlı imparatorluğu gibi, yaşadıkları dönemin en zenginleri olan devletler, lahanayı hem beslenmede hem de tedavide yoğun şekilde kullandılar. Romalı Marcus Porcius Cato, Latinlerin asırlarca hekim geçinmelerinin sebebinin, lahananın yararlarını bilmeleri olduğunu söyledi. Prof. Dr. Süheyl Ünver’in ‘Fatih Devri Yemekleri’ kitabında yer alan saray mutfakları envanterindeki bilgiler, lahananın sarayda en çok tüketilen sebze olduğunu ortaya çıkardı. Sultan III. Selim’in sırf lahanayı övmek için bir ‘Methiye’ yazmış olduğunu da unutmayalım. Feyzi Halıcı’nın Çağrı Dergisi’nde yayımlanan bu şiirin sadece son dizesi bile padişahın lahanayı ne kadar çok sevdiğini anlatmaya yetecektir: “Helva sohbetinin lezzeti mi olur şayet bulunmazsa lahana”...

Öte yandan lahanayı sevmeyenler de oldu. Onda doğal olarak bulunan sülfürün kokusunu arıların üzüm bağlarına ya da arı kovanına taşıması endişesi ile çiftçiler lahanayı kendi arazilerinden uzak tuttular. Öyle ki Romalı soylu Lucullus, saldığı kokudan dolayı lahananın “asil sofralarına” alınmamasını istedi.

Tarihte lahana konusunda ironik bir olay da var. Rivayete göre ünlü filozof Diyojen, matematikçi Pisagor’un tavsiyesi üzerine bulabildiği her gün lahana yemiş. Filozof Aristippus ise lahanayı mutfağına hiç sokmamış. Tarihler Diyojen’in 90 yaşına kadar yaşadığını, Aristippus’un ise daha 40 yaşındayken öldüğünü yazıyor. Bunda lahananın rolü var mı bilemiyoruz. Ama Roma ve Osmanlı gibi iki görkemli sarayda boy göstermesine karşılık ‘asil sebzeler’ listesine pek sokulmamış olan lahananın, gelecekte layık olduğu yere yükseleceğini, bilinçlenen insanların, atalarının en önemli yaşam takviyesi olan bu güzel sebzeyi yeniden keşfedeceklerine inanıyoruz.


LAHANAGİLLER Antikanser bir aile



İşte antikanser bir aile: `Lahanagiller`

Brokoli, Karnabahar, Lahana, Brüksel lahanasından oluşan lahanagiller, hem vücudu besliyor, hem de hastalıklara karşı vücudu koruyor. Uzm. Diyetisyen Dilara Koçak beslenme öğünlerinde mevsim sebzesi olan lahanagillerin önemini ve nasıl tüketilmesi ge


Dilara Koçak/ Milliyet

Lahana ailesiyle çok iyi geçinin

Lahanagiller, içerdiği A, B, C vitaminleri, folat, kalsiyum ile serbest radikallere karşı vücudu korur. Kanser riskini azaltmak için bu sebzelerden; günde 3-5 porsiyon tüketilmeli. BROKOLİ

Brokoli önemli anti kanser etkisi olan sulforapan ve indol fitobesinlerini içerir. Brokoli ve domates ayrı ayrı kansere karşı etkinliği tanınmış iki sebzedir, ancak yeni bir araştırma, ikisinin günlük diyette beraber tüketiminin prostat kanserine karşı daha da etkin olduğunu ortaya koydu. Brokoliyi bol domatesle pişirin.

Yaklaşık 20 yıldır birçok fitobesinin antioksidan olarak çalıştığı ve serbest radikalleri DNA`ya, hücre zarına ve kolesterol gibi yağ içeren moleküllere zarar vermeden önce etkisiz hale getirdikleri biliniyordu. Ancak yeni araştırmalar brokolideki fitobesinlerin çok daha derin bir seviyede işe yaradıklarını gösterdi. Bu bileşenler genlerimize detoksta görev alan enzimlerin üretimini artırması sinyalini veriyor.

Yapılan bir çalışmanın sonucunda araştırmacılar sulforapan açısından zengin brokoli tüketiminin ülserin ilk nedeni olan H. Pilori enfeksiyonunu önleyebileceği sonucuna vardılar. Sulforapan güneşten zarar gören cildin onarılmasında da yardımcı oluyor. Bu da brokoli tüketiminin cilt kanseri riskini azaltabileceği anlamına geliyor. Bunlara ek olarak brokoli kalp hastalığı riskini önemli derecede azaltan az sayıda meyve-sebzeden biri.

Pişmiş 250 gram brokoli, içerdiği 74 mg kalsiyum ve 123 mg C vitamini nedeniyle kemikleri güçlendirmek açısından da faydalı. İçerdiği C vitamini ve ayrıca 1359 mcg beta karoten ve az miktarda çinko ve selenyum sayesinde bağışıklık sistemini de güçlendiriyor.

Hamileyseniz mutlaka brokoli yiyin. 250 mg brokoli 94 mcg folik asit sağlıyor. Folik asit olmazsa fetüsün sinir sistemi hücreleri gerektiği şekilde bölünmüyor.

KARNABAHAR

C vitaminin çok iyi bir kaynağı olan karnabahar, aynı zamanda folat, B5, B6 vitamini ve potasyum, manganez ve omega-3 yağ asidi içinde iyi bir kaynaktır. Lif içeriği yüksek ve düşük kalorilidir. 100 gramında; 27 kalori içerir.

124 gram karnabahar, günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 91,5`ini, folatın yüzde 13,6`sını ve diyet lifinin de yüzde 13,4`ünü karşılar.

Karnabahar, içeriğindeki indol, bioflavonaid ve diğer maddeleri ile anti-kansorejen etki gösterir. Prostat, kolorektal ve akciğer kanseri risklerini azaltır. Pişirme ile folatın yüzde 20`si kaybolur. Tüm lahana grubundaki besinler gibi enzimlerin aktivitelerini artırarak, karsinojen maddeleri yok eder. Özellikle içerdiği sulforapan ve izotiyosiyanat ile karaciğer aktivitesini artırıp toksik maddelerin vücuttan atılmasını sağlar.

LAHANA

Diyet lifinin, manganez, folat, B6 vitamini, potasyum ve omega-3 yağ asitlerinin çok iyi bir kaynağı olan lahana aynı zamanda B1(tiamin), B2(riboflavin), kalsiyum, A vitamini ve proteinin de iyi bir kaynağıdır. 100 gramında 24 kalori içerir. 150 gram beyaz lahana günlük K vitamini ihtiyacının yüzde 91,7`sini, C vitamini ihtiyacının ise yüzde 50,3`ünü karşılar.

Lahana iyi bir C vitamini kaynağı olmasının yanı sıra, içeriğindeki indol, bioflavanid, monoterpenler ve diğer maddelerle tümörlerin büyümesini engeller ve hücreleri serbest radikallere karşı korur. Özellikle akciğer, mide ve kolon kanserine karşı koruyucudur.

Yapılan birçok farklı çalışmaya göre bu gruptaki sebzelerden özellikle lahananın düzenli tüketimi, kadınlarda meme kanseri riskini önemli ölçüde azaltıyor. Lahana, vücuttaki östrojenin de etkisini artırır. Kanser oluşum riskini azaltmak için lahanagiller olarak adlandırılan sebzelerden; günde 3-5 porsiyon tüketilmelidir.

BRÜKSEL LAHANASI

C vitamini, K vitamini, folat, beta karoten, B6, B1 vitamini ve diyet lifinin çok iyi bir kaynağı olan brüksel lahanası aynı zamanda potasyum, manganez ve omega-3 yağ asitleri, demir, fosfor, magnezyum, B2, E vitamini, bakır ve kalsiyumdan da zengindir. 100 gramında 63 kalori vardır.

156 gram Brüksel lahanası günlük C vitamini ihtiyacının yüzde 100`ünü karşılar. Brüksel lahanası; kolonda kanser hücrelerinin gelişimini yüzde 47-52, akciğerdeki gelişimini yüzde 27-67 oranında azaltır ve kesin bir şekilde akciğerdeki kanser öncesi lezyonlarını yüzde 85-91 arası küçültür.

Cilt sağlığı için önemli bir antioksidan olan C ve A vitaminini yüksek miktarda içermesi, düzenli olarak brüksel lahanası tüketen bireylere büyük bir avantaj sağlar.

Aynı grupta bulunan diğer sebzelerle benzer fayda göstermesinin yanı sıra, özellikle hamilelikte bolca tüketilmesi faydalıdır. Kaynak:iyibilgi.com

MOR KARNABAHAR bir brokoli çeşididir

Mor karnabahar

Mor karnabahar, aslında bir brokoli çeşididir ve pişirildiğinde rengi yeşile döner. Turpgiller familyasındaki sebzeler kanserle savaşıcı özellikleriyle bilinir. Karnabaharda vücudumuzun, hücrelere zarar verebilecek ve kanser riskini artırabilecek toksinlerden kurtulmasına yardımcı olan antioksidan ve sülfür bileşikleri bulunur.

bir lahana çeşidi olarak KARNABAHAR

Aslında, botanik açısından başlı başına bir bitki türü değil çok eskiçağlarda yabani lahanadan insan eliyle türetilmiş bir çeşittir.
Aslında, lahananın çiçek saplarının kısalıp etlenmesiyle lahanadan türemiştir. Yenen kısmı, henüz açmamış yoğun çiçek durumudur. Yurdumuzda;
1- güzlük turfanda karnabahar,
2- kışlık karnabahar
3- mart karnabahar
olmak üzere üç çeşidi vardır.
Karnabahar ın Faydaları
Karnabahar bürüksel lahanası, lahana ve brokolinin de içinde bulunduğu Brassicaceae ailesinden gelmektedir.

Karnabahar dediğin aslında yalnızca üniversite eğitimi almış bir lahanadır.

Bir tür krüsiferdir: yanı �aymak�adı verilen sülfür içerikli bir gövde veren sebzelerdendir. Karnabahar mor ve beyazdan açık yeşile kadar farklı renk ve şeklilerde olabilir. Uç ana gruba ayrılır: beyaz karnabahar, brokobahar (brokoli ve karnabaharın karışımından oluşan bir tür) ve san yeşil renkteki romaneske Amerika�a en çok gömlen türü beyaz olanıdır, mor ve yeşil renkteki türleri en çok İtalya�a rağbet görür.

Karnabaharın Tarihi

Karnabahar Anadolu kökenli bir bitkidir ve bu topraklarda M.O. 600 yılından beri yetiştirilmektedir. Anadolu�an önce italya�a daha sonra on altıncı yüzyılda Fransa ve Avrupa�a ve oradan da İngiltereye yayılmıştır. 1600′lü yılların başında ingilizler tarafından Kuzey Amerika�a taşınmıştır ve o zamandan beri burada yetiştirilmeye devam etmiştir

Karnabahar Nerede Yetişir?

Karnabahar, Amerika, Türkiye, Fransa, italya, Hindistan, Çin, Kanada ve Meksika�a yetiştirilmektedir. Amerika�a Kaliforniva, karnabahar üretiminde baş sırada yer almaktadır
Karnabahar lif ve C vitaminleri açısından zengin olduğu gibi ayrıca B vitamini kaynağı olan biotin ve folat içerir. İçindeki sülforofan maddesi kansere neden olan kimyasalları bloke eden karaciğer enzimleri üretmeye yarayan bir fitokimyasaldır.

Karnabaharın içinde bulunan bıotin suda çözülebilen bir vitamindir ve saçlarda kepek oluşumunu engeller. Biotin ayrıca tırnakları güçlendirir ve kırılmalarını önler. Geceleri dişlerini gıcırdatanlarm yatmadan önce karnabahar gibi kıtırlı yiyecekler çiğnemeleri önerilir.

Tam Bir Hayat Kurtaran!

Kanser: İngiliz Kanser Araştırmaları Dergisi �de yayınlanan bir makalede kanser riskini azaltan maddelerin arasında indol 3 karinol (I3C) de sayılmıştır. Bu araştırmaya göre yediğimiz yiyeceklerin kanser olma riskinde önemli bir etkisi var. Göğüs kanseri üzerine yapılan araştırmalar da bunun altını çiziyor. Yapılan araştırmalara göre hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde karnabahar gibi krusifer sebzelerde bulunan kimyasal sülforafanm akciğer kanserinde kanserli hücrelerin yayılmasına engel olduğu gözleniyor ve insan hücreleri üzerinde deney tüplerinde yapılan deneylere göre prostat kanserinde, kanserli hücrelerin büyümesinin bu madde sayesinde önlendiğini gösteriyor.
Eklem Yapısı: Yaşlı kadınlar üzerinde on yıldır devam eden bir araştırmaya göre krusifer sebzelerle beslenen kadınlarda romatoid artrit riskinin daha az olduğu gözlenmiştir.

Seçim Ve Saklama:

Karnabahar alırken göbeklerin beyaz ya da krem rengi olmalarına dikkat edin,
1 Karnabaharı buzdolabında başı yukarı bakacak şekilde muhafaza edin.Böylelikle nem oluşumunu ve çürümeyi engelleyebilirsiniz.Sebze bölümünde beş güne kadar muhafaza edilebilir.
Hazırlama Ve Servis Önerileri:
Karnabaharın dış yapraklarını aldıktan sonra sapım kesin ve çiçekleri soğuk suyla iyice yıkayın.
Buharda buğularken kokuyu önlemek ve besin değerinin azal masını engellemek için çiçekleri beş dakikadan fazla pişirmeliyim.
�Karnabaharı alüminyum tencerede pişirirseniz rengi sararacaktır; demir tencerede pişirecek olursanız rengi mavi yeşilimsi bir hal alır. 9 Karnabaharı sebze sosu ya da salata sosuyla çığ yiyebilirsiniz.
�Çiğ karnabaharı yeşil salatalara karıştırabilir, pişmiş halini iseçorbalarda, çüvec ve böreklerde kullanabilirsiniz.
�Karnabaharı pişirdikten sonra patates püresiyle karıştırabilirsiniz.


Kremalı Karnabahar Çorbası

Senis: 6 kişilik �Hazırlama ve pişirme: 60 dakika

Bu tarif 6 adet enerji deposu yiyecek içerir.

Malzemeler:
500 gram taze karnabahar
4 adet orta boy patates, rendelenmiş ya da küp küp kesilmiş
1 büyük boy soğan, doğranmış
1 yemek kaşığı zeytinyağı 3 su bardağı tavuk suyu
2 su bardağı yağsız süt ya da az yağlı soya sütü V2 çay kaşığı toz karabiber
2 çay kaşığı kırmızı acı biber sosu
2 çay kaşığı kekik
Tuz

Hazırlanışı:
Saydamlaşan kadar soğanı tavada soteleyin. Karnabaharı başka bir tencerede kısık ateşte haşlayın. Haşlandıktan sonra suyunu boşaltın ve patatesleri, soğanı, tavuk suyunu, süt, biber ve acı biber sosunu ekleyip pişirmeye devam edin. 40 dakika kadar pişirdikten sonra ateşten alın ve karışımdan birer ikişer bardak alarak tamamen sıvı hale .selene dek blenderden geçirin. İsteğe göre tuz ekleyin.
Besin Ogeleri:
Kalori: 190; Toplam yağ:7gr. ;Doymuş yağ oranı: 1.5gr. ; Kolesterol: 5mg. ; Sodyum: 115 mg.; Toplam karbonhidrat: 27gr. ; Lif: 4gr. ; Seker: 8sr. ; Protein: 7sx




Lahanaya çok yakın akraba olan karnabahar lezzetli ve sevilen bir kış sebzesidir. Aslında, botanik açısından başlı başına bir bitki türü değil çok eskiçağlarda yabani lahanadan insan eliyle türetilmiş bir çeşittir. Bugün sebze olarak yararlandığımız lahananın da atası olan yabani lahana anayurdu Akdeniz kıyılarından alınarak dünyanın çeşitli yerlerine götürülmüş ve sebze olarak yararlanılan pek çok çeşidi geliştirilmiştir {bak. Lahana). Avrupa'ya ilk kez Kıbrıs ve Girit'ten yayıldığı sanılan karnabahar ülkemizde en çok Ege Bölgesi'nde yetiştirilir.
Karnabaharın lahana yaprağına benzeyen iri yaprakları toprağın yüzeyinde rozet biçiminde öbekler oluşturur. Yaprakların en ortasında etlenerek birbirine bitişmiş ve sıkı bir baş biçimi almış beyaz renkli çiçek kümesi yer alır. İşte karnabaharın sebze olarak yenen bölümü bu çiçek kümesidir. Karnabahar aslında ikiyıllık bir bitkidir. İlk yıl, çiçekleri toplanmayıp yerinde bırakılırsa ertesi yıl meyve ve tohuma dönüşür.
Protein ve C vitaminince zengin bir ürün olan karnabahar değerli bir besindir. Çeşitli iklim ve toprak koşullarına uyum sağlayabilen bu bitki en çok tohumdan yetiştirilir. Bunun için tohumlar önce yastıklara ekilir, 57 hafta sonra gelişen fideler asıl yerlerine aktarılır. Hasat erkenci çeşitlerde dikimden 7090 gün, geç çeşitlerde ise 100120 gün sonra yapılır. Karnabahar çiçekleri güneş ışığının etkisiyle kolayca sararıp, kirli bir renge dönüştüğü için genellikle hasat edilene kadar üzeri yapraklarla örtülerek korunur.